Kuram..Evrim..
Çoklu Dünyalar Kuramı.
Hugh Everett 1930 yılında doğmuş, 1943 yılında, henüz ortaokulda iken Einstein'a "karşı konulamaz bir kuvvetin, hareket ettirilemez bir kütleyle buluşması" halinde ne olacağını soran bir mektup yazmış (dergide cevabı verilmiyor lakin karşı konulamaz bir kuvvet ile hareket ettirilemez bir kütlenin aynı evrende bulunamayacağıdır muhtemelen einstein'ın verdiği cevap) 1953 yılında Princeton Üniversitesi'nde doktora çalışmalarına başlamış ve kuantum mekaniği dersleri alıp çoklu dünyalar kuramını (many-worlds interpretation) geliştirdi.önümüzde bir parçacık, örneğin bir elektron olduğunu varsayalım. A ve B noktalarında bu elektronları yakalayabilecek; örneğin artı yüklü iki iyonun oluşturduğu; nano ölçekteki iki potansiyel çukurundan oluşan, iki tuzak bulunsun. o halde, elektron A ya da B de olabilir. eğer A'da yakalanmışsa farklı B'de yakalanmışsa farklı delta fonksiyonu şeklinde olacaktır.
Bunlar sistemin, yani elektronun bulunabileceği, özgün durum dalga fonksiyonlarını oluşturmaktadır. A tuzağı solda, B tuzağı sağda iken başlangıçta elektronun A tuzağına yakalanmış olacağını varsayalım. Sonra sol taraftan, yönü sola doğru olan bir elektrik alanı uygulayarak elektronu harekete zorlayalım. Eksi yükler üzerindeki elektrik kuvveti alana ters yönde olduğundan, elektron B tuzağına doğru harekete geçer. Yani A dalga fonksiyonundan sıyrılıp B dalga fonksiyonuna bürünme sürecine gider. Fakat yeterince kısa bir süre sonra bu geçiş tamamlanamadan, elektrik alanını ortadan kaldıralım. Elektron iki arada bir derede yakalanır. diyelim B'ye geçişi %36 oranında tamamlanmış olsun, %64 oranında da a'da kalmış olsun. Kuantum mekaniği'nin garipliği burada başlıyor, sistem, yani örneğimizdeki elektron, bileşik kuantum durumunda iken konumu ölçüldüğünde, ilk elde ölçümün bize A ve B nin %64 ve %36 olasılıklarıyla tartılmış ortalamasını vermesi beklenebilir (0,64A+0,36B) halbuki öyle değil.
iki değerden birini rastgele verir. peki %64 ve %36 olasılıkların anlamı nedir? şu, aynı deney yeterince fazla sayıda tekrarlandığında ölçümlerin %64 ünde A, %36'sında B'de gözükecektir. Daha genel olarak, bileşik durumda olan bir sisteme ait fiziksel değişkenlerden birisi ölçüldüğünde karşımıza bu fiziksel değişkenin bileşikl dalga fonksiyonun oluşturan durum dalga fonksiyonlarından rastgele birine ait olan özdeğeri o özgün durum fonksiyonunun genliğinin mutlak değerinin karesiyle orantılı bir olasılık çıkar. tek bir ölçümle bir ağırlıklı ortalama değer bulmam mümkün değildir. Ölçüm sonucunda A ve B nin ağırlıklı ortalamaları değil de A ya da B'yi veriyor olması akla şu soruyu getirdi.O zaman bizim dikkate almadığımız bazı gizli değişkenler de mi var? Kopenhag okulu şöyle yanıt verdi.
Hayır,elektron, aynı deneyin tekrarıyla yapılan ölçümlerin %64'ünün hemen öncesinde A noktasında, %36 sının da hemen öncesinde B noktasında değil; tümünün hemen öncesinde %64 olasılıkla A noktasında ve %36 olasılıkla B noktasında olmak üzere aynı anda her iki noktada birden bulunmaktadır. daha sonraki deneylerde bu yanıt kanıtlandı.. bu kısımları anlamanız güç olabilir, lakin okumaya devam etmenizi öneririm.evren aslında karşılıklı etkileşim halindeki pek çok kuantum mekaniksel sistemden oluşuyor, yani kendisi de kuantum mekaniksel bir sistem oluşturuyordu. Hal böyle ise eğer, onun da "evrensel bir dalga fonksiyonu" olması gerekirdi. Bu durumda, evrenin dalga fonksiyonu üzerinde bir gözlem yapmak için dışına çıkmak lazımdı. halbuki sonlu bir evrende bu mümkün olmadığından; evren hakkında yapılabilecek herhangi bir gözlemin, dışarıdan değil, içeriden yapılması gerekiyordu. O halde, gözlemci ile aygıtı; bu kuantum mekaniksel sistemin bir alt parçası olmalıydılar. üç yıl sonra tezini tamamladığında, kuantum mekaniğinin çok farklı bir yorumunu sundu.
Kabaca şöyle : gözlemci ve aygıtı, elektronun oluşturduğu kuantum sistemi üzerinde dışarıdan gözlem yapan ve sonucunda onu etkilemiş olacak olan klasik bir sistem değil; onunla karşılıklı etkileşim halinde olan, kuantum mekaniksel iki başka sistemdir. böyle üçlü bir kuantum sisteminin toplam dalga fonksiyonu, alt dalga fonksiyonlarının vektör çarpımı şeklinde yazılabilir.Tez bittiğinde, çalışma Bohr'a götürüldü fakat bohr sunulan görüşlere itibar etmedi. tezi princeton daki jüriye, büyük oranda kısaltıp savlarını yumuşatarak sunmak zorunda kaldılar. everett hayal kırıklığına uğradı, akademik yaşantıdan uzaklaştı. savunma bakanlığında araştırmacı olarak işe girdi. 2007'nin temmuz ayında Oxford Üniversitesi'nde Everett'in makalesinin 50. yılı konferansı yapıldı. özetle buradan çıkartılacak anlam şuydu: yazı-tura atıp kaybettiğimiz taktirde üzülmemize gerek yok.
çünkü, zaman treni makasa gelip ikiye ayrışmıştır ve yandaki hatta bizden giderek uzaklaşanm ikincisindeki bilinç kopyamız, elindeki paraya bakıp gülümsüyordur. Bunu söylememize sebep olan elbetteki yukarıda söz ettiğimiz elektron ölçümleri. Bu ölçümlerde elektronun aynı anda hem A hem B'de bulunduğu fakat ölçümde A ya da B nin birinde göründüğü ortaya çıkmıştı. Bu şok edici ve hala açıklanması mümkün olmayan bir olaydı, özellikle bunu klasik evrene aktardığımızda.Her ne kadar klasik, fiziksel evrende biz farklı görsek de kuantum evreninde yaşanan bir şey bu(aynı anda iki durumda da olabilme) çünkü. yorumlara göre biz kuantum evreniyle etkileşim halindeyiz ama bir şekilde klasik evrene dönüş yapıyoruz. bilinemeyen ise burada ortaya çıkıyor zaten. gözlemci (biz) bileşik kuantum durumuyla (yani birden fazla sonuca ulaşabileceğimiz durumlarla) etkileşim halindeyken hangi aşamada ayrışıp klasik evrene dönüş yapıyoruz? bunun fiziksel açıklaması nedir? bu soruya cevap bulunduğu zaman, gerçek diye bir şey kalmaz sanırım.
KaynakÇa: ucandaire.org
EvrimTeorisi Homoseksüellikte Çuvallıyormu
Birçok hayvan, doğrudan iki cinse ayrılmaz. Örneğin bir mercan kayalığında, balıklar aynı anda ya da farklı zamanlarda hem yumurta hem de sperm üretir. Kuşlar ve memeliler gibi görece daha sosyal canlılar arasında sperm transferinin sağlanması için, ille de cinsel birleşme gerekmiyor.
Homoseksüellik her 10 türden 1’inde var. Bazı türlerde homoseksüellik çok yaygın değilken, bonobonlar gibi bazılarındaysa heteroseksüel ilişki kadar sık yaşanır. Dişi bonobon maymunları, genital organlarını düzenli aralıklarla birbirlerine sürterler. Omurgalılar arasında homoseksüelliğin bu kadar yaygın oluşu, bu özelliğin genetik bir temele sahip olması durumunda, yalnızca birkaç türde görülen sapkın bir davranış olmadığı olasılığını da beraberinde getirir.
İnsanlardaysa, homoseksüellik cinsel bir sapkınlık olarak kabul edilemeyecek kadar çok yaygın. Peki eğer cinsel birleşmenin amacı üremekse ki bu standart açıklamadır, bu gayler nasıl oluyor da varlar?Kimileri, bu kişilerin ‘kusurlu’ olduğunu ve gelişimlerinde bir sorunun ya da çevresel etkenlerin cinsel eğilimlerini yanlış yöne çevirdiğini öne sürebilir. Durum gerçekten böyleyse, o zaman, gay ve lezbiyenler, türümüzün evrimi tamamlanana kadar bir süre daha bizimle yaşayacak ve doğal seleksiyonun, Darwin’in düşük gelişimli’ olanları budamasını bekleyecekler.
Darwin yanıldı mı : Eğer bir kuram bu kadar çok insanda bir sorun olduğunu iddia ediyorsa, belki de sorun o insanlarda değil, kuramdadır. Özellikle Darwin’in cinsel seleksiyon kuramına kadar giden evrimsel teorinin yanlış bir yol izlediği saptanabilir ve tamamen yanlış ilan edilmesi gerekir. Birçok biyolog, cinsiyet ve cinsellik üzerine pek çok yeni bulgu bulduysa da, hiçbiri, Darwin’in cinsiyet seleksiyon kuramının tamamen ortadan kaldırılması gerektiğini söyleyecek kadar ileri gitmedi. Darwin’in düşüncelerinde göze çarpan iki eksik var..Bilim adamı 1871’de, Kadınlar, daha çekici, güçlü ve yetenekli erkekleri seçerken, erkek de kendi cinsine selektif çiftleşmeyle güzellik katabilir’ diye yazmış ve şöyle devam etmişti:
Neredeyse tüm erkek hayvanlar, dişilerden daha güçlü tutkuya sahiptirler. Dişiyse erkeğe göre daha az azimlidir ve çekingendir.Gerçek hayat nasıl?. Bilim adamının bu görüşlerine göre, erkekler ve kadınlar, yakışıklı bir savaşçıya karşı temkinli ama göze çarpan hanım kız rolleriyle birbirlerine uyuyorlar. Ama gerçek hayat bundan çok daha geniş eksenlidir. Bizimki de dahil birçok türde kadınlar daha pasif değil ve erkekler de birer Arnold Schwarzenegger olmak için ölmüyor. Kadınlar oldukça sık erkekleri baştan çıkarıyor, erkekler de oldukça sık buna kanıyor. Dahası, cinslerin üstlenmeleri beklenen roller değişiyor. Hatta Darwin’in, jakana kuşlarında belirttiği gibi, kimi zaman dişiler daha gösterişli, erkeklerse sönük ve sıkıcı olabilirler.
Gerçekteyse birçok hayvan, doğrudan iki cinse ayrılmaz. Örneğin bir mercan kayalığına baktığınızda, balıkların aynı anda ya da farklı zamanlarda hem yumurta hem de sperm ürettiğini görebilirsiniz. Bunlara sırasıyla eş zamanlı,ya da ardışık hermafroditler denir ve yumurta veya sperm üretmelerine bağlı olarak cinsiyet değiştirdikleri öne sürülür.
Üçüncü tip : Aslında bitkiler de dahil çok hücreli organizmalar arasında en çok rastlanan vücut yapısı, tek bir varlığın, yaşamı boyunca hem erkek hem de dişi gametler üretebilmesidir. Bu yüzden de bir varlığın kesin olarak ‘dişi ya da erkek’ olarak tanımlandığı durumlar, örnek teşkil etmemelidir.Türler, erkek ve dişinin farklı tiplerini de ortaya koyabilir. Böyle türlerdeki erkeklerin tümü sperm üretirler, ancak vücut yapısı, renk, morfoloji, davranış ve yaşam geçmişleriyle o kadar çok farklılık gösterirler ki tecrübesiz bir bilimci, bunları farklı bir tür olarak bile tanımlayabilir. Aynı şey, yumurta üretmeleri dışında hiçbir ortak yanları olmayan kimi dişiler için de geçerlidir. Darwin’in anlayışındaki ikinci sorun, kuşlar ve memeliler gibi görece daha sosyal canlılar arasında sperm transferinin sağlanması için, ille de cinsel birleşme gerekmediği gerçeğidir.
Çiftler arasında kaç kez birleşme yaşandığını ve buna karşılık olarak dünyaya gelen yavruları saymayı deneyin. İnsanlarda örneğin 50 yıllık evli, 2 çocuğu olan ve mesela her perşembe seks yapan bir çifti ele alalım. 50 yıl sonunda 2.500 kez sevişmiş olmaları gerekir. Kulağa inanılmaz mı geliyor? Eğer düzenli bir cinsel yaşamın bu 2 çocuğu büyütmek için daha sağlıklı bir ilişki getirdiğini düşünürsek aslında mantıklıdır. Benzer olarak kuşlarda ve primatlarda ve hatta her yerde, birçok çiftleşme bir dölün yaratılmasının olanaksız olduğu dönemlerde meydana gelebiliyor. Hayvanların sosyalleşmeleri, ‘üreme fırsatına’ erişme üzerine kurulu; bu fırsat hayvanların üreme için gereksinim duydukları besin ve yuva gibi unsurları da içeriyor. Kontrol ettikleri tüm kaynakları doğrudan kullanan hayvanlar, aynı kaynaklardan, diğerlerinin yardımını çekmek için de faydalanabilirler. Dahası, hayvanların bu sosyalleşme dinamikleri, aynı ve karşı cinsteki hayvanları işbirliği ve arkadaşlık bakımlarından nereye yerleştireceği yönünde kararlar vermelerini de sağlar. Bu işbirliği çabaları, aileler ve küçük gruplar için farklı yapıların oluşmasını da beraberinde getirir.
Dişi bonobonlarda durum : Sözgelimi, dişi özellik taşıyan sırtlanların ‘penisleri’ni ele alalım. Dişinin klitorisi, bir erkek penisinin büyüklüğü kadar genişlerken, dişi de gün içinde birçok kez diğer dişilerle ilişkiye girmek için ereksiyon haline geçer.Cinsel seleksiyon kuramı, böyle alışılmadık bir özelliği açıklayamaz. Pek çok kişiye göreyse, penisi olmayan ve dişi özellik taşıyan sırtlanlar, üremeyi sağlayan yolları kontrol altında tutan dişi gruplardan dışlanacaklardır. Buna sosyal dahil edilme özelliği denebilir ki bu özellik bir bireyin bir gruba kazanılmasını sağlar. Dişi bonobonların aynı cinsle ilişkiye girmeleri de bir başka sosyal dahil edilme özelliğidir. Genital organlarını düzenli aralıklarla birbirlerine sürtmeyen dişiler, besin bulan gruplara alınmaz ve yavrularını sağlıklı büyütmeleri için gereken korumadan faydalanamazlar. Bu da, karşı cinsi etkilemek için yapılan hareketlerin, aslında kendi cinsi için de yapıldığını gösterebilir.
Kurama ters düşüyor : Bruce Bagemihl, Biological Exuberance: Animal homosexuality and natural diversity adlı kitabında, genital yakınlığın yaşandığı 300’den fazla omurgalı türün olduğunu belirtir.Homoseksüellik her 10 türden 1'inde ortaya çıkar. Bazı türlerde homoseksüellik çok yaygın değilken, bonobonlar gibi bazılarındaysa heteroseksüel ilişki kadar sık yaşanır. Kimi türlerde yalnızca erkekler birleşebilir, kimilerindeyse yalnızca dişiler. Omurgalılar arasında homoseksüelliğin bu kadar yaygın oluşu, bu özelliğin genetik bir temele sahip olması durumunda, uyum sağlayıcı bir önem taşıdığı ve yalnızca birkaç türde görülen sapkın bir davranış olmadığı olasılığını da beraberinde getirir. İnsanlardaysa, homoseksüellik cinsel bir sapkınlık olarak kabul edilemeyecek kadar çok yaygındır.
Tarih boyunca ve bütün kültürlerde, aynı cinse yakınlık duyma (homoerotik) karşı cinse (heteroerotik) duyulmasına engel olmaz. Bununla beraber, homoerotik çekim yaşayanların, diğerlerinden daha az sağlıklı olduklarına ilişkin de çok az kanıt vardır. Hem heteroseksüel çiftlerin hepsi de çocuk sahibi değildir.Peki, homoseksüelliğin uyum sağlayıcı önemi nedir? Homoseksüelliğin, konuşma yeteneği kadar çok yararı vardır. Homoseksüellik, zevkin iletişimini sağlar ve bence kimi zaman insanları dahi kapsayacak şekilde, pek çok hayvanın bir gruba alınmasını sağlayacak sosyal dahil edilme özelliğidir.Aynı cinsler arası ilişki ne zaman başarılı bir yaşam sürmeye başlarsa, homoseksüellik de gelişmiş olur. Bu başarılı yaşam, hayatta kalabilmeyi, eş bulmayı ve bir eşin çocuğunu kötülüklerden korumayı içerir. Hangi tür olursa olsun homoseksüellik, başarılı bir hayat için çok önemli ilişkilerin kurulmasını sağlar.
KaynakÇa: urban5.com
